Süleyman Hilmi Tunahan (K.S) Resmine Bakmak Günah mı?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Senelerdir istismar edilen bir konuyu daha siz sevgili okuyucu ve takipçilerimizin takdirlerine sunma vaktinin geldiğini düşünmekteyiz.

Süleymanlı Haber sitemiz bu güne kadar İslam Dışı uygulamalara reddiyeler yazarak, Dinimiz İslam’a uymayan hurafeleri anlatmaya ve bu hurafelerden kazanç sağlayanların rantlarına çomak sokmaya devam etmekte ve inşallah Rabbimizin bizlere imkan vermesi neticesi ile de bu mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Süleyman Hilmi Tunahan (K.S) severleri olarak senelerdir istismar edilen konulardan bir tanesi de Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resmi (fotoğrafı) konusudur. 

Yaklaşık 50 yıldır Süleyman Hilmi Tunahan ismini Süleymanlı veya Süleymancı olarak kullananlar ve bu isim üzerinden rant sağlayanlar Üstadımızın ismini kullandıkları gibi Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resmini de (fotoğrafını da)  İslam dışı uygulamalara alet etmekten geri kalmamışlar ve bugüne kadar da kimse bu gibi durumlara malesef ses çıkarmamıştır.

Süleymanlı Haber diye açtığımız Süleyman Hilmi Tunahan Severleri platformunun ismini duyduklarında, ilk kez böyle bir isim başkaları tarafından kullanıldığının yayılması neticesinde bazılarının yüreklerinin ağzına geldiğini, bize gelen geri dönüş ve sosyal mecralarda karalama çalışmalarından çok net bir şekilde öğrenmiş olduk.

Süleymanlı Haber  bir diğer ismi ile Süleyman Hilmi Tunahan Severleri platformumuzun , amaçları ve gayeleri, sayfalarımızın yayın politikası , misyonu ve gibi soruların cevapları hakkımızda bölümlerinde net bir şekilde belirtildiğinden dolayı neden Süleymanlı Haber ? Süleyman Hilmi Tunahan Severleri platformunun amaçları nelerdir ? tarzındaki soruların yanıtlarını ilgili yerlerde bulabilirsiniz.

Bu kısa açıklamalardan sonra asıl konumuz olan Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın Resminin (Fotoğrafının) istismar edilmesi meselesinde bazı uydurma rivayetler ile, Dinimiz İslamiyet’in kabul etmediği ve Süleymancı , Süleymancılar veya diğer tabirler ile Süleymanlı , Süleymanlılar diye nitelenen bazı şahısların yapmış olduğu hatalı uygulamaları sizlere bildirmek isteriz.

Süleyman Hilmi Tunahan (K.S) üstadımızın Resmi (Fotoğrafı) Kutsal mıdır?

Süleyman Hilmi Tunahan Allah’ın alim bir kuludur herhangi bir kutsallığı olmadığı gibi , kendisine ait olan resim / resimleri de asla kutsal kabul edilemez.

”Kutsallık” kavramını bu noktada detaylı incelememiz gerekmektedir. Çünkü bu kavram farklı anlamlara geldiği gibi, bazen mecaz anlamlarda kullanılarak hataya düşülmektedir. Bunu da bu konuda çalışma yapmıl olan , müellifi Günay Haral tarafından ”Kutsiyet” kelimesinin üzerine yapılan çalışmasından bir kaç kısa bilgi aktarmak isteriz.

İslâm öncesi dinlerde yer alan tabiat nesnelerini, şahıs, mekân ve zamanı kutsallaştırma eğilimi yabancı kültürlerin etkisiyle müslümanlar arasında da görülmektedir. İtikadî ve fıkhî mezheplerin yanı sıra tarikatların teşekkül edip müesseseleşmesinden sonra Şîa’nın imamlarını, Sünnîler’in din âlimleri, tarikat şeyhleri vb. kişileri aşırı derecede yüceltmeleri onları bir tür kutsallaştırma olarak kabul edilmiştir.

İtikadî ve fıkhî mezheplerin önde gelen âlimlerinin çok defa hatasız kabul edilmesi, görüşlerinin eleştirilmeden isabetli bulunması, vefat etmiş tarikat liderleri hakkında kutsiyetle irtibatlı ifadelerin kullanılması ve kendilerinden medet umularak kabirlerine mâbedlere benzer tarzda ilgi gösterilmesi bu görüşü haklı kılan yaklaşımlardır.

Yukarıdaki bilgilere nazaran bu ikinci bölüm bizi daha çok ilgilendirmektedir. Peygamberler dahil olmak üzere Allah nezdinde makbul olan sıddîklar, şehidler, sâlihler (en-Nisâ 4/69), ayrıca insanların hüsnüzan beslediği velî ve ermişler, hatta meleklerden hiçbiri (en-Nisâ 4/172; Yûnus 10/62-64) kutsiyetin mahiyetini oluşturan “yaratılmışlık üstü ve aşkın” özelliği taşımaz. İlâhî dinin son halkasını oluşturan İslâmiyet’in bu temel ilkesinin bir müslüman tarafından çiğnenmesi düşünülemez.

Ancak farklı dillerde yer alan bazı kavramların muhtevasında zamanla değişikliğin meydana geldiği de bilinen bir husustur. Bu sebeple yaratılmışlık üstü özelliği ve aşkınlık niteliği nisbet etmemek şartıyla “çok saygı gösterilen, karşı çıkılmaması gereken” anlamı çerçevesinde Allah’tan başka varlıklar için kutsal kavramının kullanılması mümkün görünmektedir.

Bununla birlikte kutsiyetin mecazî mânada da olsa insana izâfe edilmesi, onda yaratılmışlık üstü bazı güç veya özelliklerin mevcudiyetini akla getireceğinden sakıncalı bulunmuştur.

Tüm bu bilgiler ışığında kutsal ve kutsiyet kavramlarını da açıklamalarımıza eklemekle birlikte Süleyman Hilmi Tunahan’da bir beşer ve onun resim ve resimlerinin yanı sıra bir başka kişide olsa  beşeri bir kavram neticesinde kutsal kabul edilmesi söz konusu değildir.

Süleyman Hilmi Tunahan Üstadımızın Resmi (Fotoğrafı) Hakkında Kimler Söz Sahibidir ?

Öncelikli olarak Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın Resimleri (Fotoğrafları) hakkında söz sahibi olan başta üstadımız ve onun birinci dereceden akrabalarıdır. Bunun dışında resimleri (fotoğrafları) hakkında söz sahipliği yapmak hem Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın mirasçısı , hem de telif haklarına riayet etmemektir.

Süleyman Hilmi Tunahan Üstadımızın Resimlerinin (Fotoğraflarının) Paylaşılması Caiz Midir ? 

Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resimlerinin (Fotoğraflarının) paylaşılması ailesi tarafından tamamen yasaklanırsa caiz olmaz. Süleyman Hilmi Tunahan üstadımız bir çok yerde resimleri çekilmiş ve bunların bir kısmı arşivlerde ve bazı yerlerde sergilenmektedir.

Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın böyle bir vasiyetine bizler rastlamamakla birlikte bugün ailesi Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resimlerini paylaşmakta ve Süleyman Hilmi Tunahan gibi büyük bir alimin tanıtılması neticesinde belgesellerde ve bir çok devletimizin kurumlarında ve yine ölüm yıl dönümlerinde yapılan programlarda ünlü şahsiyet olması sebebiyle , bilgi amaçlı paylaşılmasında hiçbir sakınca yoktur.

Bu bilgilendirmeleri yaptıktan sonra gelişme bölümümüzde de şunları belirtmek isteriz. Süleyman Hilmi Tunahan üstadımıza kutsallık atfeden ve yine Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resimleri (fotoğrafları) hakkında söz söyleme yetkisinde olan ailesi iken birileri Süleyman Hilmi Tunahan resminin (fotoğrafının) paylaşılmasını caiz görmeyip , kutsallık atfedip , resimlerin paylaşılmasında başkalarına saldırıda bulunarak insanların neden akıllarını karıştırmaktalar bir düşünelim ?

Bu yetkiyi bu şahıslara kim veya kimler verdi? Tabi ki de kimse vermedi bağlı bulundukları veya Süleymanlı Cemaati tarafından İslam Dışı Uygulamaları Süleyman Hilmi Tunahan Üstadımızın resmini (Fotoğrafını) kullanmak suretinde bu işe kutsallık ve tekelde söz söyleme yetkisi , yaparak insanlarımız aldatılıyor.

Bizler yazılarımızda birilerini hedef göstermedik , kin ve nefret oluşturmadık , bu yazılarımızı reddiye şeklinde paylaştığımızda , son zamanlarda yazılarımızda , Süleymanlı Haberin kendi fikirleri, böyle şeyler söz konusu değil , bizim adımıza uyduruyorlar, cemaati veya Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızı karalamak için yapılmış , yayınlar, diyenleri duyacaksınız.

Kesinlikle bu dediklerimiz uydurma veya yalan değil bizzat içinde yaşadığımız şeylerdir. Bu hurafeleri yayan ve yapanların, dışa farklı, içe farklı görünme cabasından başka bir şey değildir. Eğer siz de bu yapının içinde olursanız, sizlerde zamanla bu duruma şahit olabilirsiniz. İnşallah bu yazımızdan sonra bu durumlara yaymak isteyenlere fırsat vermezsiniz.

Süleyman Hilmi Tunahan Üstadımızın Resmine (Fotoğrafına) Bakarak İbadet edilir mi ?

Öncelikle ilk etapta Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızı kutsal sayanlar , onun resmini ve resimlerini de kutsayarak islamiyet te taban tabana zıt yeni bir takım ibadet diye ,sevap var diye, bazı kişi ve şahıslar, insanları kandırma yoluna gitmişlerdir.

Birilerinin resim veya resimlerine bakılarak ibadet yapma diye bir şey dinimiz islam da söz konusu değildir. Aynı zamanda daha önce yayınladığımız yazılarda ‘Rabıta’meselesini anlatmış bulunmaktayız. Kuran’da geçen ”Rabuta” kelimesi ile bugün tarikat ve bazı cemaatlerin yaptıkları ”rabıta” asla aynı değildir. Dileyen Süleymanlı Haberin ”Rabıta” hakkında yazmış olduğumuz reddiyemizi okuyabilir.

Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın Resmine (Fotoğrafına) Bakmanın İbadet Sayılması ile ortaya atılan bazı görüşler nelerdir ?

Konumuzun giriş kısmında özellikle ”Kutsamak ve Kutsiyet ” kavramına dair bir giriş yapmıştık. Bunun neticesinde ilgili ayet numaraları da ilgili cümlelerde belirtilmişti. O ayetleri dileyen meallerine veya orjinal metinlerine , tefsirlerine bakabilir.

İlgili ayetlerde böyle bir ibadet türü olmadığının belirtilmesine binaen yine yüce Rabbimiz ben insanları ve Cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım , buyurmakta iken birileri, birilerini vesile ederek Şeyhe itaatin Allah’a İtaat olduğunu ve bunu da ‘Rabıta’ diye isimlendirilen sistematik İslam dışı uygulamaları islamiyetin aslı gibi gösterilmesi ile ilgilide yukarıda kısa bir şekilde belirtmekle birlikte bunun kabul edilemez ”ŞİRK”olduğunu tekrar ilave edelim.

Bu konuda istismar edilen bir başka uygulamada bazı sahabilerimizin adına uydurma rivayetlerin , hadis diye nitelendirilmesidir.

Sahabenin, Allah Resülünden işittiğini daha sonra ilgili metinleri mecaz anlatım var şeklinde konularla bağlantı yaptırılmak istenerek dinimiz islam’a şeytanın doğru yolunun üstüne otururcasına nasıl zarar verdiklerini biraz açıklayalım. 

1 – Ebû Hurayra (Radiyallahu anhu)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

خَمْسٌ مِنَ الْعِبَادَةِ: قِلَّةُ الطَّعْمِ وَالْقُعُودُ فِي الْمَسَاجِدِ وَالنَّظَرُ اِلَى الْكَعْبَةِ وَالنَّظَرُ فِي الْمُصْحَفِ وَالنَّظَرُ اِلَى وَجْهِ الْعَالِمِ.
فر عن أبي هريرة ​

Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Kâbe’ye bakmak, okumadan da olsa Mushaf’a (Kur’an-ı Kerim’e) bakmak, âlimin yüzüne bakmak.” (Suyûti, Cami’us- Sağir, Hadis No: 3966; Suyuti, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 43493; Deylemi, Musned-ul Firdevs, 2/190, no: 2969)

Bu rivayetin senedinde yer alan bir râvi, bazı hadis alimlerine göre zayıf kabul edilmiştir. Bu sebeble de Zehebi ve Munâvî gibi hadis alimleri bu rivayeti zayıf olarak değerlendirmiştir. (Munâvî, Feyzu’l-Kadir, 3/359) (Deylemî, Firdevsu’l-Ahbâr, II, 309, no: 2791; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I/613, no: 3966)

Buradaki dipnotta, hadisin zayıf olduğu belirtilmektedir. Rivâyet mûteber kaynaklarda yer almamakta, ayrıca Asr-ı Saâdette “mescidler” denecek kadar mescid olmaması, belirtilen zamanda Kur’an’ın mushaf haline getirilmemesi ve bugünkü anlamda âlim tâbirinin o dönemde kullanılmaması rivâyetin uydurma olduğunda tereddude yer bırakmamaktadır.

İbnu’l-Cevzî, bunu şöyle değerlendirir: “Peygamber’in zamanında mushaf mı vardı ki, ona baksın.” (Ebû Şehbe, Difâ’, s. 42, 267-268)

النظر إلى وجه العالم عبادة ​

Âlimin yüzüne bakmak ibadettir” Kelimesindeki uydurma cümlede ise Fetteni, bu hadisin Enes b. Malik vasıtasıyla peygamberimizden senedsiz olarak rivayet edildiğini, aynı şekilde “âlim ile beraber oturmanın, âlimle konuşmanın ve onunla beraber yemek yemenin da ibadet olduğuna” dair rivayetin bulunduğunu söyledikten sonra bunların sahih olmadıklarını belirtmektedir.

Bu rivayet bazı kaynaklarda “haberde varid olmuştur ki” ifadesiyle verilmektedir. Acluni, âlimlerin faziletiyle ilgili olarak uydurulan rivayet ;

نظرة في وجه العالم أحب إلى الله من عبادة ستين سنه صياما وقياما

Âlimin yüzüne bakmak, Allah katında altmış yıl oruç tutmak ve namaz kılmaktan daha hayırlıdır” rivâyetini vermekte, ardından yukarıdaki hadisi zikretmekte ve “bu konuda sahih hiçbir hadis yoktur” diyerek hadisin sahih olmadığını belirtmektedir. (Acluni, Keşfu’l Hâfa, 2/318)

2 – Hâkim’den nakledilen rivayete göre ; Abdullah İbn Mes’ud (Radiyallahu anhu)’dan rivâyet edilen Hadis-i Şerif’te Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

عن عبد الله بن مسعود رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:
النَّظَرُ إِلَى وَجْهِ عَلِيٍّ عِبَادَةٌ.
طب ك عن ابن مسعود وعن عمران بن حصين ​

Ali’nin yüzüne bakmak ibadettir.(Taberâni, Mûcem’ul- Kebir, Hadis No: 9863, 207, 18 / 109; El-Hakim, Mustedrak, Hadis No: 4665, 4666, 4683, 82, 81, 3/ 153; Abdullah İbn Mesud’dan, Taberâni, Aziziye, C. 3, Sf: 417)

Hakim, Mustedrak’inde bu rivayetin isnadının sahih olduğunu belirtmiştir. (El-Hakim, Mustedrak, Hadis No: 4665, 4666); İmam Zehebi ise bu rivayetin mevdu / uydurma olduğunu açıklamıştır. Fakat ;

النظر في المصحف عبادة، ونظر الولد إلى الوالدين عبادة، والنظر إلىعلي بن أبي طالب عبادة

Mushafa bakmak ibâdettir , çocuğun ana ve babasına bakması ibâdettir ve Ali b. Ebî Talib’e bakmak ta ibâdettir.

Hadis alimi Muhammed Nasuriddin El Bâni, bu rivâyet hakkında “uydurmadır” kaydı düşmüştür. Râvilerinden olan Muhammed bin Zekeriyya el-Gulâbî hadis uydurmakla bilinmektedir. (İbn el Furâti)

Rivayette Mushaftan kasıt ayetlere bakmak ve o ayetleri hayatına geçirilmesi neticesinde ayetlerin yaşanması ve rızkın helal kazanc ile insanların ailesine bakması birer ibadettir. Hz. Ali. b. Ebi Talib’e bakmak kastında bir müslümana bakmak (yardım etmek) kastında ise hiçbir sorun yoktur.

3-Enes (Radiyallahu Anh)’tan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

عن انس رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ” افضلكم الذين اذا رؤوا ذكر الله تعالى لرؤيتهم”​

“En faziletli kimseleriniz o kimselerdir ki, onların görülmelerinden dolayı Allah (cc) hatırlanır.” (Hâkim-i Tirmizi, Enes (r.anh’dan), 3/141-142 ; Kenzu’l- Ummal:1/419, H:1787) Senedi Zayıf rivayettir.

Bu konuyla ilgili rivayetlerin İslâm inancıyla bağdaştırılmayacağı gibi bu tür bir anlayışın daha çok hıristiyanların ve aşırı Şiî fırkaların düşüncelerini yansıttığını sizlere belirtmekle birlikte yararlandığımız eserlerde ve bir çok islam aliminin bu konuda çalışmalarından daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Yine İbn Haldun ise, hulul ve vahdet gibi kutb ve ebdal telakkisinin de ilk defa Irak sûfîlerinde İmâmiyye ve Rafızîlik etkisiyle ortaya çıktığını, sofilerin, Şiî fırkalardaki imama karşılık kutbu, nukabâya karşılık da ebdalı benimsemek suretiyle Şîa’yı taklid ettiklerini bildirmiştir. (İbn Haldun, Mukaddime, s. 291, 446)

Nureddin el Heysemi aynı hadisi şöyle değerlendirir:

قَالَ سَعِيدٌ: وَسَمِعْتُ قَتَادَةَ يَقُولُ: لَسْنَا نَشُكُّ أَنَّ الْحَسَنَ مِنْهُمْ رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، وَإِسْنَادُهُ حَسَنٌ

Sâid dedi ki: Katâde’nin şöyle dediğini duydum: Onların hasen olduğuna şübhe etmeyiz. Tâberani hadisi el Evsat’ta da rivâyet etti. Hadisin isnadı hasendir. (Nureddin el Heysemi, Mecmau’z Zevaid, Hadis no: 16674)

4 – Muhammed b. Ali el-Hakîm et-Tirmizî (295/888) tarafından nakledilen hadîs-i serîf : Bu ummetim içinde İbrâhim tabiatı üzere kırk, Mûsâ tabiatı üzere yedi, Îsâ tabiatı üzere üç, Muhammed (a.s.) tabiatı üzere bir kişi bulunur. Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılırlar.” (İsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, Kesfü’l-Hafâ ve Muzîlu’l-İlbâs Ammâ İstehera mine’l-Ehâdîsi alâ Elsineti’n-Nâs, II. baskı, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut, 1351 H., c. I, sf: 24; Ayrıca krs.: Ahmed b. Hanbel, Musned, c. I, s. 112; c. V, s. 322; c. VI, sf: 316)

Hatta abdal hadislerini Musned’inde nakleden Ahmed b. Hanbel, yeryüzünde muhaddislerden başka abdal tanımadığını söylemektedir.

Ehli Tasavvufa göre Ricâlu’l-gayb olduğu söylenen bâzı kimselere, onları Allâh’a ortak gösterir gibi olağanüstü güçler ve yetkiler atfetmenin İslâm inancıyla bağdaştırılamayacağını yukarda belirtmekle birlikte bu tür bir anlayışın daha çok hristiyanların ve aşırı Şiî fırkalarının inanış biçimlerini yansıttığını belirtmektedir.

İbn Haldun ise, kutub ve ebdâl telakkîsinin (Tasavvufta ebdâl telakkîsi, çesitli muelliflerçe az çok farklı şekillerde açıklanmış olsa da bütün tasavvuf zumreleri arasında benimsenmiş ve zamanla aynı mânâda değer kazanan ricâlu’l-gayb anlayısıyla bütünlesmiştir) ilk defa Irak sûfîlerinde görüldüğünü ve bu sebeble ricâlu’l-gayb ile ilgili diğer kavramların ortaya çıkışında Şia’nın ve Râfizîliğin etkili olmuş olabileceğini ileri sürmektedir. (İbn Haldun’un bu konudaki görüsleri için bk.: İbn Haldun, Sifâu’s-Sâil (Tasavvufun Mâhiyeti), Terc.: Süleyman Uludag, II. baskı, Dergâh Yay., İstanbul, 1984, sf: 263-265 (“Mukaddime’de Tasavvuf İlmi” bölümü)

Nitekim İranlı yazarlar, abdal terimini XII. yy.dan îtibâren daha ziyâde heterodoks (Heterodoks: Bir ilâhiyat ve sosyal târih terimi olarak; kabul edilmiş resmî din anlayışına, yâni ortodoksluğa -sunnîlik- zıt ve aykırı olan bir tür din anlayışını ifâde eden bu kavramın siyâsî, sosyal ve teolojik yönleriyle ilgili bir değerlendirme için : Ahmet Yasar Ocak, Babaîler İsyânı Alevîligin Tarihsel Altyapısı [Babaîler İsyânı], II. baskı, Dergâh Yay., İstanbul, 1996, sf:. 77-78) dervişleri tanımlamak için kullanıyorlardı. (Ocak, Babaîler İsyânı, sf: 67)

Tasavvufçular, kendilerine göre velayeti mertebelere ayırmışlardır. Kimileri bunları gavs-ı azam dedikleri velilerin en büyüğü ile başlatmış, ondan sonra evtad, aktab, ebdal, nuceba, nukeba, urefa gibi kısımlara ayırmışlardır.

Kur’an-ı Kerim’den ve Rasulullah’ın sünnetinden az da olsa nasibi bulunan bir müslüman bu konuda tasavvufçuların söylediklerinin Allah’ın Kitabı ve Rasulullah’ın sünetiyle uzaktan yakından bir ilişkisi bulunmadığı, düpedüz yalan ve iftira olduğunu anlar. Ama tasavvufçular batın dünyasında gavs, aktab, evtad, ebdal, nuceba, nukeba, urefa gibi isimleri egemen olduğu bir devlet kurmak istemiş ve bu esrarengiz güçlerle insanları boyundurukları altına almaya çalışmışlardır.

Bu alanda tasavvuf düşüncesini okurken insan, tasavvufçuların bu yollarla insanları nasıl kul , köle edib sömürdüklerini ve esrarengiz hurafe dinlerine onları nasıl soktuklarını görünce, hayretler içinde kalır.

Zira insanlara yerde, gökte ve bütün yaratıklar üzerinde egemenliği esrarengiz devletlerinin yöneticileri olan bu isimlerin elinde olduğunu, onların arzularına boyun eğmeyen insanları , velilerinin dünya ve ahirette bedbaht edeceğini telkin etmişlerdir.

Halbuki sözünü ettikleri bu veliler bazen hayatta olup okuma yazma bilmeyen koyu cahiller, bazen ölüp gitmiş ve kemikleri çürümüş zalimler, fâsıklar, bazen yol kenarlarında geceleyen meczublar ve bunaklar hatta ibadet teklifini kendilerinden kalktığını iddia eden kafirler, bazan hayat boyu su ve sabunla yıkanmayıp güya fakirler için tasarruf yapan murdar ve pis kişilerdir. Bununla beraber bu murdar ve fasık kişilerin gaybı bildikleri, yerde ve göklerde kendilerine gizli hiçbir şeyin bulunmadığı, herzeye güçlerinin yettiği ve iradelerine karşı kimsenin gelemediğini iddia ederler. (eş-Şarani, el-Yevakit ve’l-Cevahir, 2/65-66)

Konumuza binaen Süleyman Hilmi Tunahan Üstadımızın Resmi veya resimleri (Fotoğraf veya fotoğrafları) asla kutsal değildir ve asla Süleyman Hilmi Tunahan üstadımızın resim ve resimlerine bakarak bir ibadet yapılamaz bu şekilde bir ibadet yaptıklarını söyleyen ve insanlara da tavsiye edenlerin uzaktan yakından İslam dinine uymadığını ve İslam dinine masum bir şekilde zarar verenler olduğunu buradan Süleymanlı Haber ailesi olarak bildirmek isteriz.

Yine bu düşüncede olan çeşitli cemaat ve tarikatlar kendi aralarında dahi sistematik bir düzeni olmadığı gibi , bazıları Şeyhin hayatta olması gerektiğini ve yine bazıları ise Tarikat silsilesinin hayatta olan son kişisine bakılarak ibadet edilebileceğini ifade ederek Şirk bataklığına düşmüştürler.

İnşallah bu kardeşlerimiz bu hatalardan tez zamanda vazgeçip tövbe edip, gerçek alimlerin eğitim ve öğretimlerinden istifade edip istikametimiz olan Kuran ve Sünneti anlayıp hayat tarzlarına geçirmelerini sağlarlar.

Süleyman Hilmi Tunahan (K.S) Resmine Bakmak Günah mı?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir